25/10/2008 ·
![]()
Türkiye'de "Amerika'nın Kürt Kartı"ndan şimdiye dek çokça söz edildi. ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt hareketini destekleyerek Ortadoğu'da bir Kürt Devleti kurdurmak isteyip istemediği sorusu üzerinde ateşli tartışmalar yapıldı, yüzlerce makale, onlarca kitap yazıldı. Ancak Kürt sorununun siyasi boyutuyla ve özellikle de bir "Kürt Devleti" hedefiyle çok yakından ilgili olan bir başka ülkenin üzerinde yeteri kadar durulmadı. Oysa bu ülke, Ortadoğu'da bir Kürt Devleti kurulmasını isteyen ve kendisine bu yönde bir strateji belirleyen yegane güç olarak, çok daha fazla büyüteç altına alınmalıydı.
Bu kitap, bu önemli açığı gidermekte ve sözkonusu ülkenin, yani İsrail'in Kürt sorunundaki rolünü ve bu rolün nedenini ayrıntılı bir biçimde gözler önüne sermektedir. İsrail'in sözkonusu "Kürt kartı"nı detaylı biçimde görmek ise son derece önemlidir, çünkü "ABD'nin Kürt Kartı" olarak tanımlanan politikaların önemli bir bölümü de gerçekte İsrail'in Kürt kartının birer açılımıdırlar.
Elinizdeki kitap dokuz bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölümde, Kürt sorununa hiç girmeden, sadece İsrail'in Ortadoğu stratejisinin bir analizi yapılmaktadır. İlk bölüm, İsrail'in Ortadoğu'daki varlığını neden daimi bir tehdit altında gördüğünü anlatır. İkinci bölüm, İsrail'in bu tehdide karşı neden yegane rasyonel çözüm olan "gerçek barış"ı tercih etmediğini ve edemeyeceğini açıklar. Üçüncü bölümde ise, İsrail'in Ortadoğu'daki varlığını koruyabilmek için düzenlediği ve bazı değişikliklere rağmen onyıllardır ısrarla uyguladığı "beka stratejisi" ortaya konmaktadır.
Dördüncü bölüm, İsrail'in 1961-75 yılları arasında Kuzey Irak'ta gelişen Kürt isyanını neden ve nasıl desteklediğini ortaya çıkarmaktadır. Beşinci bölüm ise, Kürt sorununu etkileyen en önemli denklemlerden biri olan Tahran-Bağdat ilişkilerini ve bu ilişkilerin içinde İsrail'in koruduğu özel yeri incelemekte, bu arada ünlü Irangate skandalının gerçek hikayesini gözler önüne sermektedir.
Altıncı bölümde ABD ile Irak arasındaki Körfez Savaşı'nın bilinmeyen tablosu ortaya konmakta ve tablonun İsrail'le ve onun Kürtlerle ilgili hesaplarıyla olan bağlantısı sergilenmektedir. Yedinci bölümün konusu, İsrail'in Kürt kartının "ABD'nin Kürt Kartı"na nasıl etki ettiği sorusu ya da bir başka deyişle Washington'daki İsrail lobisinin Kürt sorunuyla olan ilişkisidir.
Türkiye'nin Ortadoğu politikasının masaya yatırıldığı sekizinci bölüm, İsrail'in—son yıllarda sistemli bir biçimde yürütülen propaganda kampanyalarında verilen izlenimin aksine—Türkiye için neden stratejik bir ortak olamayacağını anlatmakta, dahası İsrail'in Türkiye'ye empoze ettiği stratejik aldanmaları gözler önüne sermektedir. Son bölümde ise, Kürt sorunuyla her zaman için yakından ilgili olan su sorunu ele alınmış, İsrail'in su politikasının bölgeye ve Türkiye'ye getirdiği ve getireceği zararlar açıklanmıştır.
İsrail'in Kürt Kartı, umarız ki, Türkiye'de son yıllarda bilinçli olarak üretilen İsrail imajının aşılmasında rol oynayacaktır. İsrail'i "Ortadoğu'nun yegane demokrasisi", "uluslararası terörün en büyük engeli", "bölgedeki istikrarın kaynağı" gibi aldatıcı sıfatlarla tanımlayan ve Türkiye'yi İsrail'in eksenine oturmaya zorlayan bu imaj, gerçeklerle hiç bir şekilde uyuşmamaktadır çünkü. Bölgede bir Kürt Devleti kurulmasını kendi toprak bütünlüğü için büyük bir tehdit olarak gören—ve bu değerlendirmede haklı olan—Türkiye'nin, bölgede bir Kürt Devleti kurulması fikrinin en kadim ve istikrarlı destekçisi olan İsrail'le stratejik ortak haline gelmeye çalışmasının ne denli irrasyonel bir seçim olduğu, kitabın ilerleyen sayfalarında açıklıkla gösterilmektedir.
Son olarak belirtmek gerekir ki, bu kitapta Kürt sorununun sadece siyasi yönü ele alınmış ve sorunun uluslararası ilişkilerdeki rolü incelenmiştir. Ancak kuşkusuz sorunun kendisi sadece siyasetle sınırlı değildir, ekonomik, kültürel, sosyolojik ve dini yönleri de vardır. Sorunun çözümü için uygulanacak her türlü program, bu farklı yönleri bir arada düşünmek durumundadır.
Yorum (yok) Yorum yaz!
25/10/2008 ·
![]() |
| İsrail'in sivilleri hakkında fikir veren ibret verici bir fotoğraf. 8-10 yaşındaki çocukları bile Filistinlilere saldırmayı öğrenmiş. Genç kızı Müslüman hanımın başörtüsünü çekiştiriyor. Bir yandan askerlerin önünü kestiği diğer taraftan sivillerin iğrenç saldırılarına maruz kalan Müslüman kadının yürekler parçalayan durumu |
![]() |
| Silahıyla askerlere destek veren bir yahudi yerleşimci. "Sivil asker mi olur?" demeyin. Sivil polis oluyor da sivil asker neden olmasın? Özellikle 1967 Haziran savaşında işgal edilmiş olan Batı Yaka ve Gazze'de kurulmuş olan yahudi yerleşim merkezlerinde oturanların tamamına yakını silahlıdır ve askeri eğitim almışlardır. Bunların askeri eğitimleri genellikle İsrail rejimi tarafından değil de yahudi terör örgütleri tarafından organize ediliyor. Fakat İsrail rejimi de bu terör örgütlerine fırsat ve imkân vermekle söz konusu yerleşimcilerin askeri eğitimlerini dolaylı yoldan üstlenmiş olmaktadır. |
![]() |
| Bir yahudi yerleşim merkezi. Filistin topraklarının değişik bölgelerine kurulmuş olan yahudi yerleşim merkezlerinin birer bomba niteliği taşıdığı ve çevredeki Müslümanları sürekli tehdit ettiği çeşitli vesilelerle ortaya çıkmıştır. Yahudi yerleşim merkezlerinin bütün bu özelliklerine rağmen Filistin tarafını temsil ettiklerini ileri sürerek İsrail'le masa başına oturanlar bu merkezlerin kaldırılması için hiçbir gayret sarf etmemişlerdir. Bu yüzden sözde "barış" görüşmelerinde, birer bombadan ibaret olduğunu ifade ettiğimiz yerleşim merkezlerinin aynen kalması kararlaştırıldı. |
![]() |
| Bir yahudi yerleşim merkezi inşaatı. Siyonist İsrail yönetimi FKÖ ile imzaladığı barış anlaşmasının gölgesinde çeşitli oyunlar çevirdi ve çevirmeye devam ediyor. Bu oyunlardan biri de işgal altındaki Filistin topraklarına yeni yahudi yerleşim merkezlerinin kurulması ve bölgedeki Filistinli nüfusun azaltılması oldu. Dünya kamuoyunun sözde "barış" safsatasıyla uyuşturulduğu bir dönemde siyonist işgal rejimi Doğu Kudüs ve Batı Yaka'da toprak gaspı işlemlerini hızlandırdı. Gasbettiği toprakları mevcut yahudi yerleşim merkezlerinin yerleşim alanlarına ilave ederek buraların nüfuslarını artırmaya çalıştı. |
![]() |
| el-Halil katliamını Barush Goldstien adında bir yerleşimci terörist gerçekleştirmişti. 25 Şubat 1994 (15 Ramazan 1414) tarihinde el-Halil'deki Hz. İbrahim camisinde gerçekleştirilen büyük katliamın sorumluları Kiryat Arba yerleşim merkezinde oturan yahudilerdi. Bu katliamın baş faili terörist Barush Goldstien, Kiryat Arba yahudilerinden ve ünlü terör örgütü Kach'ın mensuplarındandı. Gerek bu olay ve gerekse daha başka olaylar söz konusu yerleşim merkezlerinin ne derece tehdit unsuru olduğunu ortaya koymuştur. |
![]() |
| el-Halil'de Filistinlilere saldırmaya hazırlanan bir yahudi yerleşimci. Yerleşimcilerin Filistinli Müslümanlara yönelik saldırıları Hz. İbrahim Camisi katliamıyla başlamadı. Aslında siyonist anlayışla beslenen terör örgütlerinin yetiştirdiği militanların Müslümanlara yönelik saldırıları İngiliz işgaliyle birlikte başlamıştır. Özellikle Batı Yaka'daki Filistin halkı, yerleşimcilerin tehditleri dolayısıyla ne geceleri rahat uyuyabiliyor, ne gündüzleri huzur içinde oturabiliyorlar. Çünkü dünya kamuoyuna sivil olarak tanıtılan yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının, eylemlerinin arkası gelmiyor. |
![]() |
| Askerlerin ve yerleşimcilerin işbirliğiyle Filistinli kadınlara saldırı. İsrail'in sivilleri zaman zaman Müslüman kadınlara da saldırıyorlar. Örneğin 25 Haziran 1995 tarihinde Batı Yaka'nın el-Halil şehrinde bazı yahudi yerleşimciler İzdihar el-Bâyid adında 30 yaşında bir Filistinli kadına saldırdılar. Verilen bilgilere göre yerleşimciler adı geçen kadının evinin önünde bir yere saklandı ve kadın evinden çıktığı sırada yüzüne bayıltıcı sprey sıktılar. Kadın bayıldıktan sonra da kaçtılar. Daha sonra bölge hastanesine kaldırılan kadın beş saat süreyle kendine gelemedi. Saldırıdan dolayı kadının gözleri de ciddi şekilde zarar görmüştü. |
![]() |
| Yerleşimcilerin çocukları saldırganlığı daha küçük yaşlardan itibaren öğreniyorlar |
![]() |
| Yahudi yerleşimcilerin tahrip ettiği camilerden biri. Hz. İbrahim Camisi katliamı, Müslümanların kutsal mekânlarının İsrail'in sözde sivilleri tarafından ciddi şekilde tehdit edildiğini gösteren olayların en önemlisi. Ancak gerçekleştirilen tek cami baskını bu değil. Bunun yanı sıra daha başka camilere de zaman zaman baskınlar düzenliyorlar. |
![]() |
| Yerleşimcilerin işgalci askerlerin gözetim ve korumasında gerçekleştirdikleri bir gösteri. el-Hak adlı insan hakları örgütü tarafından hazırlanan bir raporda siyonist yönetimin yahudi yerleşimcilerin eylemleri karşısında gevşek davrandığı, bu tür eylemleri tekrarlamalarını engelleyecek bir ceza vermediği, çoğu zaman bu eylemleri gerçekleştirenleri tamamen cezasız bıraktığı, dolayısıyla bu tutumuyla saldırgan yerleşimcilere cesaret verdiği dile getirildi. |
![]() |
| Yerleşimcilerin işgalci askerlerin gözetim ve korumasında gerçekleştirdikleri bir gösteri. Bazı İsrail gazetelerinde yer alan haberlerde yahudi terör örgütlerinin başında gelen Kach örgütünün İsrail'de her alanda faaliyet yürütebildiğine ve Rabin hükümetinin bu duruma göz yumduğuna dikkat çekilmişti. Ha Aretz adlı İsrail gazetesinde yayınlanan uzun bir raporda Kach örgütü militanlarının değişik isimler altında yayınlar çıkardıklarına, kendi aralarında eğitim halkaları, konferanslar vs. düzenlediklerine ve bütün bu eğitim çalışmalarıyla Arap düşmanlığını esas alan ırkçı fikirlerini yaymaya çalıştıklarına dikkat çekiliyordu. |
![]() |
| 1969'da Mescidi Aksa'yı kundaklayan kişi Denis Ruhan adlı bir yahudi yerleşimciydi. Polis bu kişiyi tutukladıktan bir süre sonra deli diye serbest bıraktı |
![]() |
| Yahudi yerleşimcilerin el-Halil katliamında yaralanan bir çocuk |
![]() |
| İşgal yönetiminin sağladığı serbestlikten ve rahatlıktan yararlanan yerleşimciler Filistinlilere yönelik saldırılarında daha çok cesaret kazanıyorlar. Bu ise daha çok can ve mal kaybına yol açıyor. İnsan Hakları İçin Uluslararası Dayanışma adlı örgütün hazırladığı bir rapora göre yahudi yerleşimciler intifadanın başladığı Aralık 1987'den Temmuz 1995 sonuna kadar Batı Yaka ve Gazze'de 111 Filistinli Müslümanı şehid ettiler. Rapora göre bu öldürme olayları FKÖ ile İsrail arasında "İlkeler Anlaşması"nın ilan edilmesinden sonra daha da arttı. Söz konusu anlaşmanın ilan edildiği Ekim 1993'ten Temmuz 1995 sonuna kadar yahudi yerleşimcilerin eliyle şehid edilen Filistinlilerin sayısı 67'yi buldu. Yerleşimci teröristler bunlardan 56'sını kurşunlayarak, 11'ini de dövmek, arabayla çarpmak vs. gibi değişik yollarla şehid ettiler. |
![]() |
| Yerleşimciler kadınlarıyla çocuklarıyla hepsi saldırgan. İsrail'in sivil teröristlerinin üniformalı teröristlerinden hiçbir farkı yok. Hatta sivil teröristler dünya kamuoyu nezdinde işgal ve gasp olaylarının dışında dolayısıyla "masum" gibi gösterildiklerinden saldırılarında kendilerini daha rahat hissediyorlar. Filistin halkı ise hem bu sivil teröristlere, hem de üniformalı teröristlere karşı varlık mücadelesi vermek zorunda. Ne var ki, uluslararası siyonizm tarafından yönlendirilen basın yayın organları bu varlık mücadelesini bir "terör", siyonist işgal yönetiminin bazen sivil bazen üniformalı adamlarını kullanarak gerçekleştirdiği zulüm uygulamalarını ise devlet olmanın verdiği haklara dayalı resmi uygulamalar yani meşru uygulamalar olarak gösteriyor. |
Yorum (yok) Yorum yaz!
13/9/2008 ·

İsrail'de inşaat alanında faaliyet gösteren tek yabancı şirket olan Yılmazlar Grup'un Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet R. Yılmaz, ABD Başkanı George Bush'un İsrail'e, görev süresi bitmeden İran'a harekat yapılacağı güvencesi verdiğini ve 3. Dünya Savaşı'nın başlayabileceğini ifade ettiğini savundu. Yılmaz, “İran'a saldırı yapılırken, Irak'ın Kuzeyinde kendine uygun bir yapıyı temin etmek isteyen Amerika ve İsrail Türkiye'nin duyarsızlığını ve iç meseleleri ile uğraşmasını fırsat bilerek Türkiye aleyhinde birçok gelişmenin önünün açılmasına sebep olabilirler” dedi.
Yılmazlar Grup Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz, yaptığı yazılı açıklamada, Amerika'da demokrat, savaş karşıtı ve potansiyel Müslüman olarak görülen Barak Obama'nın Bush Hükümeti ve İsrail'i son derece rahatsız ettiğini belirtti. Obama'ya güvenemeyen İsrail'in, İran'a harekat konusunda Bush'un görevden ayrılmasından önce harekete geçmesini istediğini ifade eden Yılmaz, Bush'un İsrail'in 60. kuruluş yıldönümü törenlerinde İsrail' bu güvenceyi verdiğini savundu. Yılmaz şöyle konuştu:
“Geçen hafta İsrail Meclisinde konuşan Bush ve kabinesi, görev süresi bitmeden İran'a harekat yapıp Obama'yı çaresiz bırakma konusunda İsrail'e güvence verdi. İsrail için Yahudi tarihinde en önemli olay sayılan 1.yy 'da Roma imparatorluğu tarafından İsrail'in yıkılışını hatırlatıp, İran'a gönderme yaparak, İsrail'in bir daha asla bu duruma düşmeyeceği ve 307 milyon Amerikalının bu konuda her türlü mücadeleyi vereceğinin sözünü verdi. Görevden ayrılmadan İran'a bir saldırı düzenlenebileceğinin altını çizdi ve bunun da 3. Dünya savaşının başlangıcı olacağını ifade etti. Bush tarihte İsrail'i düşmanlarına karşı koruyan ve Romalılar tarafından yıkılan surları (MASADA) referans gösterip, size söz veriyorum 'MASADA bir daha düşmeyecek' diyerek ant içti.”
İran'a harekatın gerçekleştirilmesi durumunda, Irak'ın kuzeyinde kendine uygun bir yapıyı temin etmek isteyen Amerika ve İsrail'in, Türkiye'nin duyarsızlığını ve iç meseleleri ile uğraşmasını fırsat bilerek, Türkiye aleyhinde bir çok gelişmenin önünün açılmasına sebep olabileceği görüşünü dile getiren Yılmaz şunları söyledi:
“Ne yazık ki, yanı başımızda bu meseleler hakkında kararlar alınırken bizler, kendi içerimizde bir birimizle didişerek enerjimizi içerde tüketmeye devam ediyoruz. Acilen Türkiye kendisini her alanda güçlendirerek çok kısa bir süre içerisinde yanı başımızda ortaya çıkacak olan yangına kendisini hazır hale getirmek zorundadır. Bu konu da TSK inisiyatif alarak halkı bu gelişmeler ışığında bilinçlendirmeli ve Türkiye'nin yönetiminde etkin her kuruma gerekli uyarıları yapmak durumundadır. Türkiye 2007 seçimlerinden sonra Hükümetsiz kalmıştır. Şu anda Türkiye'de bir Hükümet varlığından söz etmek mümkün değildir. Türkiye güçlü bir Hükümet ve ayrık güçlerin işbirliği ile bu meselelerin önüne geçmek zorundadır. Aksi takdirde bu meselelerin millet aleyhine ortaya çıkartacağı olumsuz koşulların sorumlusu sadece Hükümet değil ülke yönetimi üzerinde etkin olan her elit güç vebal altında.”
Yorum (yok) Yorum yaz!
13/9/2008 ·

Daha önce isim vermeden 'Ağlama Duvarı'nda bir bürokrat' başlığıyla yayımladığı haberde, Org. Başbuğ'a ait olduğu belirtilen Kudüs'teki Ağlama Duvarı önünde çekilmiş sivil kıyafetli fotoğraflara yer veren Vakit gazetesi, dün de Başbuğ'la ilgili ikinci bir belgeyi daha gündeme taşıdı.
Gazete, belgenin Org. Başbuğ'un 'Büyük Kulüp'e (Cercie d'Orient) yaptığı üyelik başvurusuyla ilgili olduğunu iddia etti.
Haberde, 'yaklaşık 160 mason üyesi bulunan derneğe yapılan başvurunun kabul edildiğinin anlaşıldığı' ifade edildi. Ardından şöyle denildi: 'Paşa'nın dernekte ne görev alacağı ve neden üye olduğu merak ediliyor.' 
Yorum (yok) Yorum yaz!
13/9/2008 ·
Arz-ı Mev'ud Gerçekleşecek mi?

İran’a saldırı, sadece, bölgenin enerji kaynaklarını kontrol altında tutma ya da İran’ın nükleer silah elde etmesini önleme amacını ötesinde olacaktır. Zira, 111 yıl önce alınan ‘100 yıl içinde Arz-ı Mevud’un gerçekleştirilmesi’ henüz gerçekleştirilemedi. Arz-ı Mevud için girişilecek bir savaş, bir anlamda var olma ya da yok olma anlamına geliyor.
HERŞEY BASEL’DEKİ SİYONİST KONGRE’DE BAŞLAMIŞTI
Basel’de 1897’de toplanan Birinci Siyonist Kongresi’nde alınan kararların başında 50 yıl içerisinde Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulması, 100 yıl içerisinde de Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da içine alan Nil’den Fırat’a kadar ‘Büyük İsrail’ devletinin kurulması kararlaştırılmıştı.
İLK KARAR ZAMANINDA GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Amerika ve Avrupa’daki Yahudi sermayedarların çabası sonucu Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesi ve sonrasında Filistin’e başlatılan göç ve ardından yine bu sermayedarların Batı’da kurdukları lobi sayesinde 50 sene içerisinde İsrail devleti kuruldu.
REFAH VE HİZBULLAH’IN ORTAYA ÇIKMASI
İlki başarıyla gerçekleştirilen Siyonist Kongre kararlarının ikincisi olan Arz-ı Mevud ya da vaad edilmiş topraklarda Büyük İsrail’in kurulması ise 1990’ların sonlarında gerçekleşmesi gerekiyordu. Ancak 2008’in ortasında olmamıza rağmen, henüz Büyük İsrail kurulamadı ve Mesih’in dünyaya dönmesi gecikti. Kimilerine göre, Türkiye’de ya da diğer Ortadoğu ülkelerindeki iç ya da dış siyasi gelişmeler, Birinci Siyonist Kongresi’nde alınan kararlarla yakından ilişkili. 1996’da Türkiye’de Refah Partisi’nin iktidara gelmesi, Lübnan’da Hizbullah’ın güçlenmesi gibi etkenler, birçok siyasi uzman tarafından Büyük İsrail’in kurulmasını engellediği ya da en azından geciktirdiği şeklinde yorumlanıyor.
PLAN GECİKTİKÇE, ENDİŞELER ARTIYOR
111 yıl önce alınan ve 100 yıl içinde gerçekleştirilmesi planlanan Büyük İsrail ideali, Siyonist Yahudileri endişelendiriyor. Zira, İsrail’in son dönemde ABD’ye İran’a saldırması konusunda yaptığı ve baskı ve yine kendisinin İran’a yönelik retoriğini sertleştirmesi, gecikmiş bir planın bir an önce gerçekleştirilmesi amacına da bağlanabilir.
PETROLLER VE NÜKLEER SİLAHLAR TEK BAŞINA AÇIKLAMIYOR
ABD ya da İsrail’in İran’a yönelik saldırı planı, tek başına bölge petrollerini kontrol altında tutma ya da İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemeye yönelik bir çaba olarak açıklanamaz. Zira, İran şimdiye kadar Uluslar arası Atom Enerjisi ve Batılı devletlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu defalarca dile getirmesine rağmen, ABD ve İsrail’in tonu sertleşen tehditleri, Mesih’i bekleyen ve geciktikçe endişelenen Siyonist laik Yahudiler ile Siyonist dindar Yahudilerin 111 yıl önce alınmış bir kararı hayata geçirme çabasıyla açıklanabilir.
VAR OLMA YA DA YOK OLMA MÜCADELESİ OLACAKTIR
İran’a yönelik bir saldırı, bir anlamda tüm bölgeyi içine alacak bir Üçüncü Dünya Savaşı, hatta daha da ötesi, birileri için kıyamete kadar var olma, diğerleri içinse kıyamete kadar köle ya da yok olma anlamı taşıyacaktır. Arz-ı Mevud için bastıran ABD ve İsrail, bunu gerçekleştiremezse, Batı’nın temelini oluşturan Hıristiyan-Yahudi medeniyeti üstünlüğünü kaybedecek ve üstünlük yeniden İslam’a geçecektir. İran’a saldırı, var olma ya da yok olma anlamı taşıyor. Ancak yok olma riski bile İsrail’i planından vazgeçiremiyor.
itibarhaber
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::














